أَرْغَمَتْهُ الظُّرُوفُ الصَّعْبَةُ عَلَى تَرْكِ الدِّرَاسَةِ وَالْبَحْثِ عَنْ عَمَلٍ.
Zorlu koşullar onu okulu bırakıp iş aramaya zorladı.
أَرْغَمَتْهُ الظُّرُوفُ الصَّعْبَةُ عَلَى تَرْكِ الدِّرَاسَةِ وَالْبَحْثِ عَنْ عَمَلٍ.
Zorlu koşullar onu okulu bırakıp iş aramaya zorladı.
لَا يُمْكِنُكَ إِرْغَامُ أَيِّ شَخْصٍ عَلَى فِعْلِ شَيْءٍ لَا يُرِيدُهُ.
Kimseyi istemediği bir şeyi yapmaya mecbur edemezsin.
أَرْغَمَتِ الْحُكُومَةُ الشَّرِكَةَ عَلَى دَفْعِ غَرَامَةٍ.
Hükümet şirketi para cezası ödemeye icbar etti.
Ayrıca: dayatmak