ادَّعَى أَنَّهُ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَأْكُلَ هَذَا الْقَدْرَ مِنَ الطَّعَامِ.
Bu kadar yemeği yiyebileceğini iddia etti.
ادَّعَى أَنَّهُ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَأْكُلَ هَذَا الْقَدْرَ مِنَ الطَّعَامِ.
Bu kadar yemeği yiyebileceğini iddia etti.
kadir
أُقَدِّرُ مُسَاعَدَتَكَ كَثِيرًا.
Yardımını çok takdir ediyorum.
مِنَ المُهِمِّ جِدّاً أَنْ يُقَدِّرَ النَّاسُ بَعْضُهُمُ البَعْضَ.
İnsanların birbirine kıymet vermesi çok önemlidir.
tahmin etmek, hesap etmek, itibar etmek, değerlendirmek, minnet duymak, ölçmek, hürmet etmek, ehemmiyet vermek, şükrünü bilmek, addetmek, oranlamak, mühimsemek, tartmak, önemsemek, hatır saymak, hâlden anlamak
يُؤْمِنُ الْمُسْلِمُونَ بِأَنَّ الْخَيْرَ وَالشَّرَّ كِلَاهُمَا قَدَرٌ مِنَ اللهِ
Müslümanlar, hayrın ve şerrin her ikisinin de Allah'tan gelen bir kader olduğuna inanırlar.
كُلُّ شَخْصٍ يَأْخُذُ نَصِيبَهُ مِنَ القَدَرِ فِي هَذِهِ الحَيَاةِ.
Herkes bu hayatta kaderinden payını alır.
الحُبُّ هُوَ أَحْيَانًا شَيْءٌ مَكْتُوبٌ فِي القَدَرِ، لَا يُمْكِنُكَ الهُرُوبُ مِنْهُ.
Aşk, bazen insanın alın yazısında olan bir şeydir, kaçamazsın.
Ayrıca: yazgı
felek, talih, devran, baht, mukadderat
قَدَرَ عَلَى حَمْلِ الصُّنْدُوقِ.
Sandığı taşımaya gücü yetti.
وَضَعَتِ الْأُمُّ الْمَاءَ فِي الْقِدْرِ.
Anne suyu tencereye koydu.
أُمِّي تَطْبُخُ الْحَسَاءَ فِي قِدْرٍ كَبِيرَةٍ.
Annem büyük bir kazanda çorba pişiriyor.
çömlek