اِدَّعَى

يَدَّعِي، اِدِّعَاء

ادَّعَى الْمُتَّهَمُ أَنَّهُ كَانَ فِي مَكَانٍ آخَرَ وَقْتَ وُقُوعِ الْحَادِثِ.

Sanık, kazanın meydana geldiği sırada başka bir yerde olduğunu iddia etti.

ادَّعَى الْبَاحِثُ أَنَّهُ اكْتَشَفَ عِلَاجًا جَدِيدًا لِهَذَا الْمَرَضِ الْخَطِيرِ.

Araştırmacı, bu tehlikeli hastalığa yeni bir tedavi keşfettiğini öne sürdü.

ادَّعَى الْمُحَامِي أَنَّ مُوَكِّلَهُ بَرِيءٌ مِنَ التُّهَمِ الْمُوَجَّهَةِ إِلَيْهِ.

Avukat, müvekkilinin kendisine yöneltilen suçlamalardan masum olduğunu savundu.