اهْتَزَّ الْمَبْنَى بِشِدَّةٍ بِسَبَبِ الزِّلْزَالِ الْقَوِيِّ الَّذِي ضَرَبَ الْمَدِينَةَ.
Şiddetli deprem şehri vurduğu için bina şiddetle sallandı.
اهْتَزَّ الْمَبْنَى بِشِدَّةٍ بِسَبَبِ الزِّلْزَالِ الْقَوِيِّ الَّذِي ضَرَبَ الْمَدِينَةَ.
Şiddetli deprem şehri vurduğu için bina şiddetle sallandı.
اهْتَزَّ صَوْتُهَا قَلِيلًا عِنْدَمَا تَحَدَّثَتْ عَنْ ذِكْرَيَاتِهَا الْقَدِيمَةِ.
Eski anılarından bahsederken sesi hafifçe titredi.
اهْتَزَّ الْكُوبُ فِي يَدِهِ بِسَبَبِ التَّوَتُّرِ الَّذِي كَانَ يَشْعُرُ بِهِ.
Elindeki bardak, hissettiği gerginlik yüzünden çalkalandı.
ihtizaz etmek, deprenmek, dingildemek, dalgalanmak, yelpirdemek, kımıldamak, kımıldanmak, ırgalanmak, sarsılmak, zangırdamak, tirildemek, zıngıldamak, zıngırdamak, depremek, titreşmek, seğrimek