لَا يَخْطُرُ ذَلِكَ عَلَى بَالِي.

Bu aklıma gelmiyor.

بَالٍ

ارْتَدَى الرَّجُلُ مِعْطَفًا بَالِيًا فِي يَوْمٍ شَدِيدِ الْبُرُودَةِ.

Adam çok soğuk bir günde eski bir palto giydi.

هَذَا الْأَثَاثُ بَالٍ وَيَحْتَاجُ إِلَى تَجْدِيدٍ.

Bu mobilya eskimiş ve yenilenmesi gerekiyor.

كَانَ الْكِتَابُ بَالِيًا وَمُمَزَّقًا بِسَبَبِ كَثْرَةِ اسْتِخْدَامِهِ.

Kitap, çok kullanımdan dolayı yıpranmış ve yırtıktı.

Eşdizimler

بَالَ

يَبُولُ، بَوْل

بَالَ الطِّفْلُ فِي فِرَاشِهِ أَثْنَاءَ نَوْمِهِ الْعَمِيقِ فِي اللَّيْلِ.

Çocuk, gece derin uykusunda yatağına işedi.