لَاحَظْتُ تَأَرْجُحاً طَفِيفاً فِي البِنَاءِ بِسَبَبِ الزِّلْزَالِ.
Deprem nedeniyle binada hafif bir salınım fark ettim.
لَاحَظْتُ تَأَرْجُحاً طَفِيفاً فِي البِنَاءِ بِسَبَبِ الزِّلْزَالِ.
Deprem nedeniyle binada hafif bir salınım fark ettim.
çöğünme, çalkalanış, çalkalanma, yaylanma, ırgalanma, sallanış, sallanma, sallantı, sarkaçlama, salınış, salınma, salıntı, paytaklaşma, dingildeme, yalpa, yalpalama, yalpalanma, sendeleme, badikleme, ırganma
تَأَرْجَحْتُ بَيْنَ قَبُولِ الْوَظِيفَةِ الْجَدِيدَةِ وَرَفْضِهَا
Yeni işi kabul etmek ve reddetmek arasında kararsız kaldım.
بَدَأَ الطِّفْلُ يَتَأَرْجَحُ عَلَى الْأُرْجُوحَةِ فِي الْحَدِيقَةِ بِسَعَادَةٍ
Çocuk parkta salıncakta mutlu bir şekilde sallanmaya başladı.
تَأَرْجَحَتِ الْأَغْصَانُ فِي مَهَبِّ الرِّيحِ الْخَفِيفِ
Dallar hafif rüzgarda salındı.
tereddüt etmek, yalpa vurmak, yalpa yapmak, dingildemek, çöğünmek, çalkalanmak, yaylanmak, ırgalanmak, sarkaçlamak, paytaklaşmak, yalpalamak, yalpalanmak, badiklemek, ırganmak