يُؤَثِّرُ التَّأَزُّمُ السِّيَاسِيُّ في المِنْطَقَةِ سَلْباً عَلَى العَلَاقَاتِ الدَّوْلِيَّةِ.
Bölgedeki siyasi gerginlik, uluslararası ilişkileri olumsuz etkiliyor.
يُؤَثِّرُ التَّأَزُّمُ السِّيَاسِيُّ في المِنْطَقَةِ سَلْباً عَلَى العَلَاقَاتِ الدَّوْلِيَّةِ.
Bölgedeki siyasi gerginlik, uluslararası ilişkileri olumsuz etkiliyor.
beterleşme, gerginleşme, dramatikleşme
تَأَزَّمَتِ الأَوْضَاعُ السِّيَاسِيَّةُ في المِنْطَقَةِ بِسَبَبِ التَّدَخُّلَاتِ الخَارِجِيَّةِ
Bölgedeki siyasi durum, dış müdahaleler nedeniyle krizleşti.
تَأَزَّمَتِ العَلَاقَةُ بَيْنَ الزَّوْجَيْنِ بِسَبَبِ سُوءِ التَّفَاهُمِ المُسْتَمِرِّ
Sürekli yanlış anlaşılmalar nedeniyle çiftler arasındaki ilişki gerginleşti.
fena olmak, fenaya sarmak, güçleşmek