يَجِبُ أَنْ نَتَحَنَّنَ عَلَى الْفُقَرَاءِ وَالْمُحْتَاجِينَ فِي مُجْتَمَعِنَا.
Toplumumuzdaki fakirlere ve muhtaçlara merhamet etmeliyiz.
يَجِبُ أَنْ نَتَحَنَّنَ عَلَى الْفُقَرَاءِ وَالْمُحْتَاجِينَ فِي مُجْتَمَعِنَا.
Toplumumuzdaki fakirlere ve muhtaçlara merhamet etmeliyiz.
تَحَنَّنَ الرَّجُلُ عَلَى الطِّفْلَةِ الصَّغِيرَةِ وَمَنَحَهَا قِطْعَةَ حَلْوَى.
Adam küçük kıza şefkat gösterdi ve ona bir şeker verdi.
تَحَنَّنَ الْقَاضِي عَلَى الْمُتَّهَمِ بِسَبَبِ ظُرُوفِهِ الصَّعْبَةِ.
Hakim, sanığın zor şartları nedeniyle ona acıdı.