أَظْهَرَ تَخَبُّطُهُ فِي الْمَاءِ أَنَّهُ كَانَ عَلَى وَشْكِ الْغَرَقِ.
Sudaki debelenişi, boğulmak üzere olduğunu gösteriyordu.
أَظْهَرَ تَخَبُّطُهُ فِي الْمَاءِ أَنَّهُ كَانَ عَلَى وَشْكِ الْغَرَقِ.
Sudaki debelenişi, boğulmak üzere olduğunu gösteriyordu.
debelenme, çırpılma, çırpınış, çırpınma, çarpınma
تَخَبَّطَ الْفَرِيقُ فِي اتِّخَاذِ الْقَرَارَاتِ الصَّحِيحَةِ خِلَالَ الْمُبَارَاةِ.
Takım, maç sırasında doğru kararları almakta bocaladı.
تَخَبَّطَ الطَّائِرُ الْجَرِيحُ بِجَنَاحَيْهِ مُحَاوِلاً الطَّيَرَانَ لَكِنَّهُ سَقَطَ.
Yaralı kuş, uçmaya çalışarak kanatlarını çırpındı ama yere düştü.
تَخَبَّطَ الطِّفْلُ فِي الْمَاءِ مُحَاوِلاً الْوُصُولَ إِلَى حَافَّةِ الْمَسْبَحِ.
Çocuk, havuzun kenarına ulaşmaya çalışarak suda debelendi.
sakarlık, dört dönmek, çırpılmak, çarpınmak