أَنَا لَا أُحِبُّ النَّاسَ الَّذِينَ يَتَذَمَّرُونَ دَائِمًا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ.
Her zaman her şeyden şikâyet eden insanlardan hoşlanmıyorum.
أَنَا لَا أُحِبُّ النَّاسَ الَّذِينَ يَتَذَمَّرُونَ دَائِمًا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ.
Her zaman her şeyden şikâyet eden insanlardan hoşlanmıyorum.
dırdır, ağlanma, dırdırlanma, dırıltı, dırlanma, mızıklanma, mızıldanma, mızıma, ileniş, ilenme, huysuzlanma, huysuzluk, homurdanış, homurdanma, homurtu, yerinme, yakıntı, yakınış, yakınma, yüksünme, şekva, söylenme, şikâyetçilik, sızıldanma, sızlanış, sızlanma, vahvahlanma, vızıldanma, vıdı vıdı, vırıldama, vırlama, tazallüm, sitemkârlık, yüksünülme, mırlanma, zırıldama, mızmızlaşma, homurdama, mızırdanma, mızmızlanma, mızmızlık, memnuniyetsizlik, serzeniş, sokranma, zırıldanma, zırlama
تَذَمَّرَ الْعُمَلَاءُ مِنْ سُوءِ الْخِدْمَةِ فِي الْمَطْعَمِ الْجَدِيدِ.
Müşteriler, yeni restorandaki kötü hizmetten şikayet ettiler.
تَذَمَّرَ الْأَطْفَالُ مِنَ الذَّهَابِ إِلَى الْمَدْرَسَةِ فِي الصَّبَاحِ الْبَاكِرِ.
Çocuklar, sabah erkenden okula gitmekten homurdandılar.
تَذَمَّرَ الْجِيرَانُ مِنْ صَوْتِ الْمُوسِيقَى الْعَالِي فِي مُنْتَصَفِ اللَّيْلِ.
Komşular, gece yarısı yüksek sesli müzikten yakındılar.
şikâyet etmek, şikâyet getirmek, mızmızlık etmek, huysuzluk etmek, yanıp yakılmak, müşteki olmak, serzeniş etmek, serzenişte bulunmak, vıdı vıdı etmek, vır vır etmek, tazallüm etmek, ağlanmak, dırdırlanmak, dırlanmak, mızıklanmak, mızıldanmak, ilenmek, huysuzlanmak, yerinmek, yüksünmek, söylenmek, sızıldanmak, sızlanmak, vahvahlanmak, vızıldanmak, vırıldamak, yüksünülmek, mırlanmak, mızmızlaşmak, ilenilmek, homurdamak, mırıldanmak, mızırdanmak, mızmızlanmak, oflamak, sokranmak, zırıldanmak, zırıldamak, zorsunmak