تَرَدَّى الطِّفْلُ فِي الْبِئْرِ الْمَهْجُورَةِ أَثْنَاءَ اللَّعِبِ.
Çocuk oyun oynarken terk edilmiş kuyuya düştü.
تَرَدَّى الطِّفْلُ فِي الْبِئْرِ الْمَهْجُورَةِ أَثْنَاءَ اللَّعِبِ.
Çocuk oyun oynarken terk edilmiş kuyuya düştü.
تَرَدَّتِ الْأَوْضَاعُ الِاقْتِصَادِيَّةُ فِي الْبِلَادِ بِسَبَبِ الْأَزْمَةِ الْعَالَمِيَّةِ.
Küresel kriz nedeniyle ülkedeki ekonomik durum kötüleşti.
تَرَدَّتْ صِحَّتُهُ بَعْدَ إِصَابَتِهِ بِالْمَرَضِ الْمُزْمِنِ.
Kronik hastalığa yakalandıktan sonra sağlığı fenalaştı.
harap düşmek