يَعِيشُ الْكَثِيرُ مِنَ الشَّبَابِ فِي حَالَةِ تَغَرُّبٍ عَنْ وَطَنِهِمْ بَحْثاً عَنْ فُرَصٍ أَفْضَلَ.
Birçok genç, daha iyi fırsatlar arayışında vatanlarından uzakta gurbette yaşıyor.
يَعِيشُ الْكَثِيرُ مِنَ الشَّبَابِ فِي حَالَةِ تَغَرُّبٍ عَنْ وَطَنِهِمْ بَحْثاً عَنْ فُرَصٍ أَفْضَلَ.
Birçok genç, daha iyi fırsatlar arayışında vatanlarından uzakta gurbette yaşıyor.
gurbetlik, batılılaşma, yabancılaşma, batılılaştırılma, alafrangalaşma
تَغَرَّبَ الطَّالِبُ لِلدِّرَاسَةِ فِي جَامِعَةٍ مَرْمُوقَةٍ فِي دَوْلَةٍ أُورُوبِّيَّةٍ.
Öğrenci, Avrupa ülkesindeki saygın bir üniversitede okumak için yurt dışına gitti.
تَغَرَّبَ الشَّابُّ بَعْدَ تَخَرُّجِهِ بَحْثاً عَنْ فُرَصِ عَمَلٍ أَفْضَلَ فِي الْخَارِجِ.
Genç adam mezun olduktan sonra daha iyi iş fırsatları aramak için gurbete gitti.
batılılaşmak, garplılaşmak, yabancılaşmak, garplılaştırılmak, alafrangalaşmak