تَفَضَّلْ بِالدُّخُولِ يَا صَدِيقِي، الْبَيْتُ بَيْتُكَ وَيُمْكِنُكَ الِاسْتِرَاحَةُ هُنَا.
Buyurun içeri arkadaşım, ev senin ve burada dinlenebilirsin.
تَفَضَّلْ بِالدُّخُولِ يَا صَدِيقِي، الْبَيْتُ بَيْتُكَ وَيُمْكِنُكَ الِاسْتِرَاحَةُ هُنَا.
Buyurun içeri arkadaşım, ev senin ve burada dinlenebilirsin.
تَفَضَّلْ بِالْجُلُوسِ هُنَا بَيْنَمَا أَقُومُ بِتَحْضِيرِ الشَّايِ لَكَ.
Lütfen burada oturun, ben size çay hazırlarken.
efendim, kerem buyurun, al
تَفَضَّلَ اللهُ عَلَيْنَا بِنِعَمٍ كَثِيرَةٍ لَا تُعَدُّ وَلَا تُحْصَى.
Allah bize sayısız nimetler bahşetti.
تَفَضَّلَ الْمَلِكُ عَلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ.
Kral onlara bir hediye bahşetti.
kerem etmek, müsaade etmek, himmet etmek, tenezzül etmek, inayet etmek, inayette bulunmak, lütuf buyurmak, lütfeylemek, buyurmak
تَفَضَّلَ الْمُدِيرُ بِزِيَارَةِ بَيْتِنَا الْبَسِيطِ، فَفَرِحَتْ أُمِّي كَثِيرًا بِهٰذَا التَّفَضُّلِ.
Müdür mütevazı evimizi ziyaret etmek için tenezzül etti, annem bu tenezzüle çok sevindi.
lütfetme, lütfeyleme, lütufkârlık