أَحْزَنَ تَفَكُّكُ الْأُسْرَةِ الْجَمِيعَ بِشِدَّةٍ.
Ailenin bölünmesi, herkesi derinden üzdü.
أَحْزَنَ تَفَكُّكُ الْأُسْرَةِ الْجَمِيعَ بِشِدَّةٍ.
Ailenin bölünmesi, herkesi derinden üzdü.
ayrışma, çözülme, çözülüm, çözülüş, çözüşme, infisah, inhilal, sökülme, tecezzi, bozunum, bağsızlık, biçimsizleşme, ayrışıklık
تَفَكَّكَ الْفَرِيقُ بَعْدَ خَسَارَةِ الْمُبَارَاةِ النِّهَائِيَّةِ فِي الْبُطُولَةِ الْمَحَلِّيَّةِ.
Takım, yerel şampiyonada final maçını kaybettikten sonra dağıldı.
تَفَكَّكَتِ الْأُسْرَةُ بِسَبَبِ الْخِلَافَاتِ الْمُسْتَمِرَّةِ بَيْنَ الزَّوْجَيْنِ.
Aile, eşler arasındaki sürekli anlaşmazlıklar nedeniyle parçalandı.
تَفَكَّكَتِ الرَّوَابِطُ الِاجْتِمَاعِيَّةُ فِي الْمُجْتَمَعِ بِسَبَبِ الْأَزَمَاتِ الِاقْتِصَادِيَّةِ.
Ekonomik krizler nedeniyle toplumdaki sosyal bağlar çözüldü.
münfesih olmak, çözüşmek, bölünmek, ayrışmak