تَسَبَّبَتِ الْعَاصِفَةُ فِي إِحْدَاثِ ثُلْمَةٍ كَبِيرَةٍ فِي السُّورِ الْقَدِيمِ.
Fırtına, eski duvarda büyük bir gedik açtı.
تَسَبَّبَتِ الْعَاصِفَةُ فِي إِحْدَاثِ ثُلْمَةٍ كَبِيرَةٍ فِي السُّورِ الْقَدِيمِ.
Fırtına, eski duvarda büyük bir gedik açtı.
لَاحَظْتُ ثُلْمَةً طَوِيلَةً فِي الْأَرْضِ بَعْدَ الزِّلْزَالِ.
Depremden sonra yerde uzun bir yarık fark ettim.
كَانَ هُنَاكَ ثُلْمَةٌ صَغِيرَةٌ فِي حَافَّةِ الْكُوبِ الزُّجَاجِيِّ.
Cam bardağın kenarında küçük bir çentik vardı.