yarık

شَقّ — شُقُوق

كَانَ هُنَاكَ شَقٌّ طَوِيلٌ عَلَى الْحَائِطِ، لِذَلِكَ كَانَ يَجِبُ إِصْلَاحُهُ.

Duvarın üzerinde uzun bir yarık vardı, bu yüzden tamir edilmesi gerekiyordu.

صَدْع — صُدُوع

بَعْدَ الزِّلْزَالِ، تَشَكَّلَ صَدْعٌ عَمِيقٌ فِي الْأَرْضِ.

Depremden sonra zeminde derin bir yarık oluştu.

كَانَتْ هُنَاكَ فَجْوَةٌ ضَيِّقَةٌ بَيْنَ جَبَلَيْنِ، وَكَانَ عَلَيْنَا أَنْ نَمُرَّ مِنْ هُنَاكَ.

İki dağ arasında dar bir yarık vardı, oradan geçmek zorundaydık.

İlişkili Kelimeler