جَلَا

يَجْلُو، جَلْو

جَلَا الخَادِمُ الفِضِّيَّاتِ اسْتِعْدَادًا لِلْعَشَاءِ الفَاخِرِ.

Uşak, lüks akşam yemeği için gümüşleri parlattı.

جَلَا النَّجَّارُ الْخَشَبَ لِيُظْهِرَ جَمَالَهُ الطَّبِيعِيَّ.

Marangoz, doğal güzelliğini ortaya çıkarmak için ahşabı cilaladı.

جَلَا الْحَاكِمُ الْمُتَمَرِّدِينَ إِلَى جَزِيرَةٍ بَعِيدَةٍ.

Hükümdar, isyancıları uzak bir adaya sürgün etti.

İlişkili Kelimeler