أَضَافَ الْجَلْوُ لَمْسَةً مِنَ الْجَمَالِ وَالْبَرِيقِ عَلَى سَطْحِ الْمَعْدِنِ.
Parlatma, metal yüzeye bir güzellik ve parlaklık dokunuşu kattı.
أَضَافَ الْجَلْوُ لَمْسَةً مِنَ الْجَمَالِ وَالْبَرِيقِ عَلَى سَطْحِ الْمَعْدِنِ.
Parlatma, metal yüzeye bir güzellik ve parlaklık dokunuşu kattı.
كَانَتْ عَيْنَاهَا تُشِعَّانِ بِجَلْوٍ خَاصٍّ عِنْدَمَا تَحَدَّثَتْ عَنْ أَحْلَامِهَا.
Hayallerinden bahsederken gözleri özel bir parıltıyla ışıldıyordu.