parıltı

كَانَ اللَّمَعَانُ فِي عَيْنَيْهَا يَكْشِفُ عَنْ سَعَادَتِهَا.

Gözlerindeki parıltı, mutluluğunu ele veriyordu.

كَانَ بَرِيقُ الْأَلْمَاسِ مُبْهِرًا.

Elmasın parıltısı göz kamaştırıcıydı.

كَانَ تَأَلُّقُ ضَوْءِ الشُّمُوعِ يُضْفِي جَوًّا دَافِئًا عَلَى الْغُرْفَةِ.

Mum ışığının parıltısı odaya sıcak bir hava katıyordu.

İlişkili Kelimeler