كَانَتْ لَهْجَتُهُ حَادَّةً عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنِ الْمُشْكِلَةِ.
Sorun hakkında konuşurken üslubu sertti.
كَانَتْ لَهْجَتُهُ حَادَّةً عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنِ الْمُشْكِلَةِ.
Sorun hakkında konuşurken üslubu sertti.
كَانَ النِّقَاشُ حَادّاً بَيْنَ الطَّرَفَيْنِ فِي الِاجْتِمَاعِ.
Toplantıda taraflar arasındaki tartışma keskin geçti.
تَعَرَّضَتِ الْمَدِينَةُ لِعَاصِفَةٍ حَادَّةٍ اللَّيْلَةَ الْمَاضِيَةَ.
Şehir dün gece şiddetli bir fırtınaya maruz kaldı.
dik, sivri, kesici, akut, sarp, delici, tiz, cırlak, iveğen, bileyli
حَادَتِ الطَّائِرَةُ عَنْ مَسَارِهَا الْمُخَطَّطِ وَتَوَجَّهَتْ إِلَى مَدِينَةٍ مُخْتَلِفَةٍ.
Uçak planlanan rotasından saptı ve farklı bir şehre yöneldi.