كَانَتْ لَهْجَتُهُ حَادَّةً عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنِ الْمُشْكِلَةِ.
Sorun hakkında konuşurken üslubu sertti.
كَانَتْ لَهْجَتُهُ حَادَّةً عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنِ الْمُشْكِلَةِ.
Sorun hakkında konuşurken üslubu sertti.
هَذَا السِّكِّينُ حَادٌّ جِدًّا، فَكُنْ حَذِرًا أَثْنَاءَ اسْتِخْدَامِهِ.
Bu bıçak çok keskindir, kullanırken dikkatli ol.
شَعَرَ الْمَرِيضُ بِأَلَمٍ حَادٍّ فِي صَدْرِهِ.
Hasta, göğsünde şiddetli bir ağrı hissetti.
dik, sivri, kesici, akut, sarp, delici, tiz, cırlak, iveğen, bileyli
حَادَتِ الطَّائِرَةُ عَنْ مَسَارِهَا الْمُخَطَّطِ وَتَوَجَّهَتْ إِلَى مَدِينَةٍ مُخْتَلِفَةٍ.
Uçak planlanan rotasından saptı ve farklı bir şehre yöneldi.