زَارَ الْحَاكِمُ الْقَرْيَةَ بَعْدَ الْفَيَضَانِ وَتَحَدَّثَ مَعَ النَّاسِ عَنْ مَشَاكِلِهِمْ.
Vali selden sonra köyü ziyaret etti ve insanlarla sorunları hakkında konuştu.
زَارَ الْحَاكِمُ الْقَرْيَةَ بَعْدَ الْفَيَضَانِ وَتَحَدَّثَ مَعَ النَّاسِ عَنْ مَشَاكِلِهِمْ.
Vali selden sonra köyü ziyaret etti ve insanlarla sorunları hakkında konuştu.
كَانَ الْحَاكِمُ الْقَدِيمُ يَسْكُنُ فِي قَصْرٍ كَبِيرٍ وَيَحْكُمُ الْبَلَدَ كُلَّهُ.
Eski hükümdar büyük bir sarayda yaşar ve bütün ülkeyi yönetirdi.
يَجِبُ عَلَى الْحَاكِمِ أَنْ يَكُونَ عَادِلًا وَحَكِيمًا فِي قَرَارَاتِهِ.
Yöneticinin kararlarında adil ve bilge olması gerekir.
Ayrıca: idareci
sultan, egemen, yargıç, şehriyâr, governör
حَاكَمَتِ الْمَحْكَمَةُ الْمُتَّهَمَ بِتُهْمَةِ الْقَتْلِ.
Mahkeme, sanığı cinayet suçundan yargıladı.
muhakeme etmek