تَسَبَّبَ الْحَشْدُ الْكَبِيرُ فِي تَأْخِيرِ حَرَكَةِ الْمُرُورِ فِي وَسَطِ الْمَدِينَةِ
Büyük kalabalık, şehir merkezindeki trafiği geciktirdi.
تَسَبَّبَ الْحَشْدُ الْكَبِيرُ فِي تَأْخِيرِ حَرَكَةِ الْمُرُورِ فِي وَسَطِ الْمَدِينَةِ
Büyük kalabalık, şehir merkezindeki trafiği geciktirdi.
kitle, güruh, yığın, sürü, bir küme, fevç, maşer
حَشَدَ الْقَائِدُ جُنُودَهُ اسْتِعْدَادًا لِلْمَعْرَكَةِ الْحَاسِمَةِ الَّتِي سَتُقَرِّرُ مَصِيرَ الْبِلَادِ
Komutan, ülkenin kaderini belirleyecek olan belirleyici savaş için askerlerini topladı.
bir araya getirmek, seferber etmek, cemetmek, derlemek, dermek, toplaştırmak