شَعَرْتُ بِحَنِيَّةِ الأُمِّ تِجَاهَ طِفْلِهَا عِنْدَمَا رَأَتْهُ يَبْكِي
Ağladığını görünce annenin çocuğuna karşı şefkatini hissettim.
شَعَرْتُ بِحَنِيَّةِ الأُمِّ تِجَاهَ طِفْلِهَا عِنْدَمَا رَأَتْهُ يَبْكِي
Ağladığını görünce annenin çocuğuna karşı şefkatini hissettim.
أَظْهَرَ حَنِيَّةً كَبِيرَةً تِجَاهَ الفُقَرَاءِ وَالمُحْتَاجِينَ فِي المُجْتَمَعِ
Toplumdaki yoksul ve muhtaçlara karşı büyük bir merhamet gösterdi.
عَلَى المَدْخَلِ حَنْيَةٌ حَجَرِيَّةٌ قَدِيمَةٌ
Girişte eski bir taş kemer var.