خَانَ الصَّدِيقُ صَدِيقَهُ الْمُقَرَّبَ وَكَشَفَ سِرَّهُ لِلْجَمِيعِ.
Arkadaş, yakın arkadaşına ihanet etti ve sırrını herkese açıkladı.
خَانَ الصَّدِيقُ صَدِيقَهُ الْمُقَرَّبَ وَكَشَفَ سِرَّهُ لِلْجَمِيعِ.
Arkadaş, yakın arkadaşına ihanet etti ve sırrını herkese açıkladı.
خَانَ الزَّوْجُ زَوْجَتَهُ مَعَ امْرَأَةٍ أُخْرَى فِي الْعَمَلِ.
Koca, karısını iş yerindeki başka bir kadınla aldattı.
خَانَ الرَّجُلُ صَدِيقَهُ وَأَخَذَ مَالَهُ.
Adam arkadaşını aldattı ve parasını aldı.
Ayrıca: ihanet etti
hainlik etmek, sırtından bıçaklamak
كَانَتِ الْخَانَاتُ عَلَى طَرِيقِ الْحَرِيرِ أَمَاكِنَ إِقَامَةٍ مُهِمَّةً لِلتُّجَّارِ.
İpek Yolu üzerindeki hanlar, tüccarlar için önemli konaklama yerleriydi.
كَانَتِ الْخَانَاتُ أَمَاكِنَ إِقَامَةٍ مُهِمَّةً عَلَى طَرِيقِ الْحَرِيرِ.
Kervansaraylar, İpek Yolu üzerindeki önemli konaklama yerleriydi.