خَجِلَتِ الطِّفْلَةُ عِنْدَمَا سَأَلَهَا المُعَلِّمُ.
Öğretmen sorunca kız çocuğu utandı.
خَجِلَتِ الطِّفْلَةُ عِنْدَمَا سَأَلَهَا المُعَلِّمُ.
Öğretmen sorunca kız çocuğu utandı.
utanç duymak, mahcup olmak, edep etmek, teeddüp etmek, arlanmak, sıkılmak, utanılmak, hicap duymak, yüzü kızarmak
شَعَرْتُ بِخَجَلٍ شَدِيدٍ عِنْدَمَا أَدْرَكْتُ أَنَّنِي ارْتَكَبْتُ خَطَأً فَادِحاً.
Büyük bir hata yaptığımı fark ettiğimde büyük bir utanç duydum.
تَسَبَّبَ لَهُ الْخَجَلُ فِي عَدَمِ الْقُدْرَةِ عَلَى التَّحَدُّثِ أَمَامَ الْجُمْهُورِ.
Mahcubiyeti, halk önünde konuşamamasına neden oldu.
utanma, arlanma, hayâ, çekingenlik, hicap, mahcupluk, pısırıklık, sıkılganlık, teeddüp, utangaçlık, utanış, püsürüklük, çekiniklik, süklüm püklümlük, utanılma, arlılık
كَانَ الطِّفْلُ خَجِلًا أَمَامَ الضُّيُوفِ.
Çocuk misafirlerin önünde mahcuptu.
başı önünde, süklüm püklüm
تَصَرُّفُهُ الْفَظُّ خَجَّلَ الْجَمِيعَ فِي الِاجْتِمَاعِ الْمُهِمِّ
Onun kaba davranışı önemli toplantıda herkesi utandırdı.