كَانَ الْخَطِيبُ مُؤَثِّراً جِدّاً فِي إِقْنَاعِ الْجُمْهُورِ بِأَفْكَارِهِ.
Hatip, dinleyicileri fikirlerine ikna etmede çok etkiliydi.
كَانَ الْخَطِيبُ مُؤَثِّراً جِدّاً فِي إِقْنَاعِ الْجُمْهُورِ بِأَفْكَارِهِ.
Hatip, dinleyicileri fikirlerine ikna etmede çok etkiliydi.
أَحْضَرَ الخَطِيبُ بَاقَةَ وَرْدٍ كَبِيرَةً لِخَطِيبَتِهِ فِي عِيدِ مِيلَادِهَا.
Nişanlı, doğum gününde nişanlısına büyük bir gül buketi getirdi.
إِنَّهُ خَطِيبٌ مُؤَثِّرٌ وَيُمْكِنُهُ التَّأْثِيرُ بِسُهُولَةٍ عَلَى المُسْتَمِعِينَ.
O, etkileyici bir hatip ve dinleyicileri kolayca etkileyebiliyor.
vaiz, konferansçı, söylevci, konuşucu