وُعِدَ الْمُتَّقُونَ جَنَّةَ الْخُلْدِ.

Takva sahiplerine ebedîlik cenneti vaat edildi.

كَانَتْ هُنَاكَ جُحُورٌ لِلْخُلْدِ فِي الْحَدِيقَةِ.

Bahçede köstebek yuvaları vardı.

خَلَّدَ

يُخَلِّدُ، تَخْلِيد

خَلَّدَ الْفَنَّانُ ذِكْرَى الشُّهَدَاءِ بِلَوْحَاتِهِ الَّتِي تُجَسِّدُ تَضْحِيَاتِهِمْ.

Sanatçı, şehitlerin fedakarlıklarını somutlaştıran tablolarıyla onların anısını ölümsüzleştirdi.

خَلَدَ

يَخْلُدُ، خُلُود

سَتَخْلُدُ أَعْمَالُهُ فِي الْأَدَبِ.

Onun eserleri edebiyatta baki kalacak.