وَضَعَ الصَّيَّادُ الدِّبْقَ عَلَى الْغُصْنِ لِيَصْطَادَ الْعَصَافِيرَ.
Avcı serçeleri yakalamak için dalın üzerine ökse sürdü.
وَضَعَ الصَّيَّادُ الدِّبْقَ عَلَى الْغُصْنِ لِيَصْطَادَ الْعَصَافِيرَ.
Avcı serçeleri yakalamak için dalın üzerine ökse sürdü.
الدَّبَقُ هُوَ نَبَاتٌ يَعِيشُ كَطُفَيْلِيٍّ عَلَى أَغْصَانِ بَعْضِ الْأَشْجَارِ.
Ökse otu, bazı ağaçların dallarında asalak olarak yaşayan bir bitkidir.
ökse, glüten, ökselemek
أَصْبَحَتْ يَدِي دَبِقَةً بِسَبَبِ السُّكَّرِ.
Şekerli ellerim yapış yapış oldu.
bulaşkan, lüzucetli