دَلَقَ الْوَلَدُ الْعَصِيرَ عَلَى الْأَرْضِ أَثْنَاءَ اللَّعِبِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuk, bahçede oynarken meyve suyunu yere döktü.
دَلَقَ الْوَلَدُ الْعَصِيرَ عَلَى الْأَرْضِ أَثْنَاءَ اللَّعِبِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuk, bahçede oynarken meyve suyunu yere döktü.
دَلَقَتِ الشَّمْسُ أَشِعَّتَهَا الذَّهَبِيَّةَ عَلَى الْمَدِينَةِ فِي الصَّبَاحِ الْبَاكِرِ.
Güneş, sabahın erken saatlerinde altın ışınlarını şehre saçtı.
دَلَقَ الْعَامِلُ الزَّيْتَ عَلَى الْآلَةِ لِتَسْهِيلِ حَرَكَتِهَا وَمَنْعِ الصَّدَأِ.
İşçi, hareketini kolaylaştırmak ve paslanmayı önlemek için makineye yağ akıttı.