دَهِشَ عِنْدَمَا رَأَى صَدِيقَهُ الْقَدِيمَ بَعْدَ سَنَوَاتٍ طَوِيلَةٍ مِنَ الْغِيَابِ.
Uzun yıllar sonra eski arkadaşını görünce şaşırdı.
دَهِشَ عِنْدَمَا رَأَى صَدِيقَهُ الْقَدِيمَ بَعْدَ سَنَوَاتٍ طَوِيلَةٍ مِنَ الْغِيَابِ.
Uzun yıllar sonra eski arkadaşını görünce şaşırdı.
şaşırıp kalmak, şaşakalmak, parmağı ağzında kalmak, parmak ısırmak, şaşılmak, taaccüp etmek, şaşalamak, tanlamak, hayretmek
وَقَفَ الطِّفْلُ دَهِشًا أَمَامَ الْأَلْعَابِ.
Çocuk oyuncakların önünde şaşkın durdu.