الْجُنْدِيُّ الرَّاصِدُ لِلْعَدُوِّ يَقِفُ فِي بُرْجِ الْمُرَاقَبَةِ.
Düşmanı izleyen asker, gözetleme kulesinde duruyor.
الْجُنْدِيُّ الرَّاصِدُ لِلْعَدُوِّ يَقِفُ فِي بُرْجِ الْمُرَاقَبَةِ.
Düşmanı izleyen asker, gözetleme kulesinde duruyor.
وَقَفَ الرَّاصِدُ عَلَى الْجَبَلِ يُرَاقِبُ الطَّقْسَ.
Gözlemci dağın üzerinde durup havayı izledi.
الْعَالِمُ الرَّاصِدُ لِلنُّجُومِ يَسْتَخْدِمُ التِّلِسْكُوبَ.
Yıldızları gözlemleyen bilim insanı, teleskop kullanıyor.
rasatçı, erketeci