رَأَيْتُ رَجُلاً طَوِيلَ الْقَامَةِ فِي الْحَشْدِ.
Kalabalığın içinde uzun boylu bir adam gördüm.
رَأَيْتُ رَجُلاً طَوِيلَ الْقَامَةِ فِي الْحَشْدِ.
Kalabalığın içinde uzun boylu bir adam gördüm.
كَانَ هُنَاكَ رَجُلٌ عَجُوزٌ يَجْلِسُ عَلَى مَقْعَدٍ فِي الْحَدِيقَةِ.
Parkta yaşlı bir erkek bankta oturuyordu.
يَجِبُ أَنْ يَكُونَ الرَّجُلُ عَلَى قَدْرِ كَلِمَتِهِ، وَأَنْ يَفِيَ بِوَعْدِهِ.
Er kişi sözünün eri olmalıdır, verdiği sözü tutmalıdır.
bay, herif
أَصَبْتُ رِجْلِي أَثْنَاءَ مُمَارَسَةِ الرِّيَاضَةِ فِي النَّادِي.
Spor salonunda egzersiz yaparken ayağımı incittim.
كَسَرْتُ رِجْلِي فِي حَادِثِ سَيَّارَةٍ الْأُسْبُوعَ الْمَاضِي.
Geçen hafta bir araba kazasında bacağımı kırdım.
قَرَّرْنَا أَنْ نَرْجَلَ فِي الْمَسَافَةِ الْمُتَبَقِّيَةِ إِلَى الْمُخَيَّمِ.
Kampa kadar kalan mesafeyi yaya olarak gitmeye karar verdik.