رَفَضَ أَبِي أَنْ يَشْتَرِيَ لِي هَاتِفًا جَدِيدًا لِأَنَّ هَاتِفِي الْقَدِيمَ مَا زَالَ جَيِّدًا.
Eski telefonum hâlâ iyi olduğu için babam bana yeni bir telefon almayı reddetti.
رَفَضَ أَبِي أَنْ يَشْتَرِيَ لِي هَاتِفًا جَدِيدًا لِأَنَّ هَاتِفِي الْقَدِيمَ مَا زَالَ جَيِّدًا.
Eski telefonum hâlâ iyi olduğu için babam bana yeni bir telefon almayı reddetti.
رَفَضَ الْبَنْكُ طَلَبِي لِلْحُصُولِ عَلَى قَرْضٍ شَخْصِيٍّ بِسَبَبِ ضَعْفِ سِجِلِّي الِائْتِمَانِيِّ.
Banka, kredi geçmişimin zayıf olması nedeniyle kişisel kredi başvurumu geri çevirdi.
رَفَضَتِ الحُكُومَةُ التَّدَخُّلَ الأَجْنَبِيَّ في شُؤُونِهَا الدَّاخِلِيَّةِ حِفَاظًا عَلَى سِيَادَتِهَا.
Hükümet, egemenliğini korumak için iç işlerine yabancı müdahaleyi kabul etmedi.
karşı çıkmak, kapıdan çevirmek, veto etmek, reddeylemek, tepmek
فَاجَأَنِي رَفْضُ المُدِيرِ لِلطَّلَبِ.
Müdürün talebi reddetmesi beni şaşırttı.
veto, reddediş, reddeyleme, yadsıma, almazlık, tersleniş, olmazlanma, reddedilme