كَانَتْ حُجَّتُهُ رَكِيكَةً وَغَيْرَ مُقْنِعَةٍ أَمَامَ الْمَحْكَمَةِ.
Mahkemede argümanı zayıf ve ikna edici değildi.
كَانَتْ حُجَّتُهُ رَكِيكَةً وَغَيْرَ مُقْنِعَةٍ أَمَامَ الْمَحْكَمَةِ.
Mahkemede argümanı zayıf ve ikna edici değildi.
هٰذَا الجِدَارُ رَكِيكٌ وَقَدْ يَسْقُطُ قَرِيبًا.
Bu duvar çürük ve yakında yıkılabilir.
كَانَتِ الْعَلَاقَةُ بَيْنَهُمَا رَكِيكَةً بِسَبَبِ كَثْرَةِ الْخِلَافَاتِ.
Aralarındaki ilişki, anlaşmazlıklar nedeniyle dayanıksızdı.
uyduruk, kırık dökük