رَصَّ العُمَّالُ البَضَائِعَ في المَخْزَنِ بِعِنَايَةٍ فَائِقَةٍ.
İşçiler depodaki malları büyük bir özenle dizdiler.
رَصَّ العُمَّالُ البَضَائِعَ في المَخْزَنِ بِعِنَايَةٍ فَائِقَةٍ.
İşçiler depodaki malları büyük bir özenle dizdiler.
رَصَّ الْجُنُودُ صُفُوفَهُمْ بِإِحْكَامٍ اسْتِعْدَادًا لِبَدْءِ الْعَرْضِ الْعَسْكَرِيِّ الْكَبِيرِ.
Askerler, büyük askeri geçit törenine başlamak için saflarını sıkıca sıkıştırdılar.
رَصَّ الكُتُبَ عَلَى الرَّفِّ بِشَكْلٍ مُنَظَّمٍ وَمُرَتَّبٍ.
Kitapları rafa düzenli ve tertipli bir şekilde istifledi.
yığmak, kümelemek, istif etmek
كَانَ رَصُّ الْكُتُبِ عَلَى الرُّفُوفِ مُتْعَةً بَصَرِيَّةً تَبْعَثُ عَلَى الْهُدُوءِ.
Kitapların raflara dizilmesi, huzur veren görsel bir zevkti.
istif, istifleme