شَجَّعَ الْمُعَلِّمُ الطُّلَّابَ عَلَى الْمُشَارَكَةِ فِي الْأَنْشِطَةِ الْمَدْرَسِيَّةِ.
Öğretmen, öğrencileri okul etkinliklerine katılmaya teşvik etti.
شَجَّعَ الْمُعَلِّمُ الطُّلَّابَ عَلَى الْمُشَارَكَةِ فِي الْأَنْشِطَةِ الْمَدْرَسِيَّةِ.
Öğretmen, öğrencileri okul etkinliklerine katılmaya teşvik etti.
شَجَّعَ الْأَصْدِقَاءُ بَعْضُهُمُ الْبَعْضَ خِلَالَ الْأَوْقَاتِ الصَّعْبَةِ.
Arkadaşlar zor zamanlarda birbirlerini cesaretlendirdiler.
أَلْقَى الْمُدَرِّبُ خِطَابًا تَحْفِيزِيًّا لِتَشْجِيعِ اللَّاعِبِينَ قَبْلَ الْمُبَارَاةِ.
Antrenör, oyuncuları maçtan önce yüreklendirmek için motive edici bir konuşma yaptı.
Ayrıca: desteklemek
gayret vermek, moral vermek, yiğitlendirmek, güdülemek, gayretlendirmek, heveslendirmek, özendirmek, cüretlendirmek, hırslandırmak, mahmuzlamak, şevklendirmek, isteklendirmek