الْحِفَاظُ عَلَى الشَّرَفِ يَتَطَلَّبُ الصِّدْقَ وَالْأَمَانَةَ فِي التَّعَامُلِ مَعَ الْآخَرِينَ.
Onuru korumak, başkalarıyla ilişkilerde dürüstlük ve güven gerektirir.
الْحِفَاظُ عَلَى الشَّرَفِ يَتَطَلَّبُ الصِّدْقَ وَالْأَمَانَةَ فِي التَّعَامُلِ مَعَ الْآخَرِينَ.
Onuru korumak, başkalarıyla ilişkilerde dürüstlük ve güven gerektirir.
كَانَ الْحُصُولُ عَلَى الْجَائِزَةِ شَرَفاً كَبِيراً لِلْفَرِيقِ.
Ödülü almak takım için büyük bir şerefti.
يُحَافِظُ الرَّجُلُ الصَّادِقُ عَلَى شَرَفِهِ.
Dürüst adam namusunu korur.
izzet, iffet, asalet, ırz, namusluluk, zadegânlık, onurluluk
شَرَّفَ الرَّئِيسُ الْمَدِينَةَ بِزِيَارَتِهِ الرَّسْمِيَّةِ.
Cumhurbaşkanı resmi ziyaretiyle şehri onurlandırdı.
şereflendirmek