شَعْرَة

شَعَرَات

وَجَدْتُ شَعْرَةً وَاحِدَةً عَلَى الْأَرْضِ، وَتَسَاءَلْتُ لِمَنْ يُمْكِنُ أَنْ تَكُونَ.

Yerde bir tane saç buldum, acaba kimin olabilir diye merak ettim.

وَجَدْتُ شَعْرَةً فِي الطَّعَامِ.

Yemeğin içinde bir kıl buldum.

لَمْ يَتَبَقَّ لَدَيْهِ شَعْرَةُ أَمَلٍ فِي النَّجَاحِ.

Başarılı olmak için zerre kadar umudu kalmamıştı.

Ayrıca: saç teli