ارْتَفَعَتْ شُعْلَةُ النَّارِ عَالِيًا فِي السَّمَاءِ.
Alevler gökyüzüne doğru yükseldi.
ارْتَفَعَتْ شُعْلَةُ النَّارِ عَالِيًا فِي السَّمَاءِ.
Alevler gökyüzüne doğru yükseldi.
حَمَلَ الرِّيَاضِيُّ الشُّعْلَةَ الْأُولِمْبِيَّةَ بِفَخْرٍ.
Sporcu olimpiyat meşalesini gururla taşıdı.
أَشْعَلَتْ كَلِمَاتُهُ شُعْلَةَ الْحَمَاسِ فِي قُلُوبِ الشَّبَابِ.
Sözleri gençlerin kalplerinde coşku kıvılcımını tutuşturdu.
şule, yalaz, alaz