كَانَ اللَّهَبُ فِي الْمَوْقِدِ يُدَفِّئُ الْغُرْفَةَ وَيَخْلُقُ جَوًّا رُومَانْسِيًّا.
Şöminedeki alev, odayı ısıtıyordu ve romantik bir atmosfer yaratıyordu.
كَانَ اللَّهَبُ فِي الْمَوْقِدِ يُدَفِّئُ الْغُرْفَةَ وَيَخْلُقُ جَوًّا رُومَانْسِيًّا.
Şöminedeki alev, odayı ısıtıyordu ve romantik bir atmosfer yaratıyordu.
كَانَتْ شُعْلَةُ الشَّمْعَةِ مَصْدَرَ ضَوْءٍ صَغِيرٍ فِي الظَّلَامِ.
Mumun alevi, karanlıkta küçük bir ışık kaynağıydı.
ارْتَفَعَ اللَّهِيبُ عَالِيًا عِنْدَمَا اشْتَعَلَتِ النِّيرَانُ فِي الْغَابَةِ.
Ormanda yangın çıktığında alevler yükseldi.
Ayrıca: سَعِير، نَار
شُعْلَةُ نَارٍ، لَظَى، أُوَار، ضِرَام، ضَرَم، أَجِيج، لُهَاب