هَذَا الشُّغْلُ يَسْتَغْرِقُ الْكَثِيرَ مِنْ وَقْتِي.
Bu iş, çok fazla zamanımı alıyor.
هَذَا الشُّغْلُ يَسْتَغْرِقُ الْكَثِيرَ مِنْ وَقْتِي.
Bu iş, çok fazla zamanımı alıyor.
لِي شُغْلٌ كَثِيرٌ الْيَوْمَ.
Bugün çok işim var.
iş güç, işgal, uğraşı
شَغَّلَ الْمُهَنْدِسُ الْآلَةَ الْجَدِيدَةَ.
Mühendis yeni makineyi çalıştırdı.
oynatmak, çalıştırtmak
شَغَلَتْنِي هَذِهِ الْمَسْأَلَةُ طَوَالَ الْأُسْبُوعِ.
Bu mesele bütün hafta beni meşgul etti.
شَغَلَ وَالِدِي مَنْصِبَ الْمُدِيرِ عَشْرَ سَنَوَاتٍ.
Babam on yıl müdürlük görevinde bulundu.
تَشْغَلُ الْغَابَاتُ ثُلُثَ مِسَاحَةِ الْبَلَدِ.
Ormanlar ülkenin yüzölçümünün üçte birini kaplıyor.
işgal etmek, doldurmak