كَانَ الِامْتِحَانُ صَعْبًا جِدًّا وَلَمْ يَتَمَكَّنِ الْكَثِيرُ مِنَ الطُّلَّابِ مِنْ حَلِّهِ.
Sınav çok zordu ve birçok öğrenci onu çözemedi.
كَانَ الِامْتِحَانُ صَعْبًا جِدًّا وَلَمْ يَتَمَكَّنِ الْكَثِيرُ مِنَ الطُّلَّابِ مِنْ حَلِّهِ.
Sınav çok zordu ve birçok öğrenci onu çözemedi.
كَانَ مِنَ الصَّعْبِ أَنْ أَجِدَ مَكَانًا لِسَيَّارَتِي أَمَامَ الْمَدْرَسَةِ صَبَاحَ أَمْسِ.
Dün sabah okulun önünde arabama yer bulmak güçtü.
كَانَ الِامْتِحَانُ صَعْبًا جِدًّا عَلَيْنَا.
Sınav bizim için çok çetindi.
Ayrıca: ağır, müşkül
zorlu, problemli, sancılı, çetrefilli, meşakkatli, külfetli, problematik
الْمَطَرُ الْغَزِيرُ صَعَّبَ الْقِيَادَةَ عَلَى السَّائِقِ.
Şiddetli yağmur sürücü için araba kullanmayı zorlaştırdı.
güçleştirmek
يَصْعُبُ عَلَيَّ هَذَا الْعَمَلُ لِلْغَايَةِ، أَعْتَقِدُ أَنَّنِي لَنْ أَنْجَحَ فِيهِ.
Bu iş bana çok zor geliyor, başaramayacağım sanırım.
güçleşmek