طَالَ

يَطُولُ، طُول

طَالَ انْتِظَارِي فِي الْمَطَارِ بِسَبَبِ تَأَخُّرِ الرِّحْلَةِ.

Uçuşun gecikmesi nedeniyle havaalanında beklemem uzadı.

طَالَ الْحَدِيثُ بَيْنَ الْأَصْدِقَاءِ حَتَّى وَقْتٍ مُتَأَخِّرٍ مِنَ اللَّيْلِ.

Arkadaşlar arasındaki sohbet gece geç saatlere kadar sürdü.

طَالَتِ الزَّرَافَةُ أَغْصَانَ الشَّجَرَةِ الْعَالِيَةِ.

Zürafa ağacın yüksek dallarına erişti.

İlişkili Kelimeler