قَامَ الْبَحَّارُ بِطَرْحِ الشَّبَكَةِ فِي الْبَحْرِ لِصَيْدِ السَّمَكِ.
Denizci, balık yakalamak için ağı denize attı.
قَامَ الْبَحَّارُ بِطَرْحِ الشَّبَكَةِ فِي الْبَحْرِ لِصَيْدِ السَّمَكِ.
Denizci, balık yakalamak için ağı denize attı.
طَرَحَ الطَّالِبُ فِكْرَتَهُ عَنِ الْمَشْرُوعِ الْجَدِيدِ عَلَى الْمُعَلِّمِ.
Öğrenci, yeni proje fikrini öğretmene sundu.
طَرَحَ الْبَائِعُ ثَلَاثَةَ دُولَارَاتٍ مِنْ سِعْرِ الْقَمِيصِ بِسَبَبِ وُجُودِ بُقْعَةٍ صَغِيرَةٍ.
Satıcı, küçük bir leke olduğu için gömleğin fiyatından üç dolar çıkardı.
ortaya atmak, ileri sürmek, öne sürmek, serdetmek
أَعْجَبَنِي طَرْحُ الْكَاتِبِ لِهَذِهِ الْقَضِيَّةِ فِي مَقَالِهِ.
Yazarın bu meseleyi makalesinde ortaya koyuşunu beğendim.
تَسْتَعِدُّ الشَّرِكَةُ لِطَرْحِ هَاتِفِهَا الْجَدِيدِ فِي الْأَسْوَاقِ.
Şirket, yeni telefonunu piyasaya sürmeye hazırlanıyor.
عَمَلِيَّةُ الطَّرْحِ هِيَ عَكْسُ عَمَلِيَّةِ الْجَمْعِ فِي الرِّيَاضِيَّاتِ.
Çıkarma işlemi, matematikte toplama işleminin tersidir.
serdetme, eksiltme