ظَنَنْتُ أَنَّكَ سَتَكونُ سَعيدًا بِالنَّتيجَةِ.
Sonuçtan memnun olacağını sanmıştım.
ظَنَنْتُ أَنَّكَ سَتَكونُ سَعيدًا بِالنَّتيجَةِ.
Sonuçtan memnun olacağını sanmıştım.
لا تَظُنَّ أَنَّكَ تَعْرِفُ كُلَّ شَيْءٍ.
Her şeyi bildiğini zannetme.
أَظُنُّ أَنَّ هذا هُوَ الحَلُّ الأَمْثَلُ.
Bunun en iyi çözüm olduğunu düşünüyorum.
sanısına kapılmak, zannına düşmek
كانَ لَدَيْهِ ظَنٌّ بِأَنَّ شَيْئًا سَيِّئًا سَيَحْدُثُ.
Kötü bir şey olacağına dair bir zanı vardı.
انْتَابَنِي ظَنٌّ أَنَّهُ يَكْذِبُ، لَكِنْ لَيْسَ لَدَيَّ دَلِيلٌ.
Onun yalan söylediği sanısına kapıldım ama kanıtım yok.
sanma, güman, zannediş, sanış