ظَهَرَتِ الشَّمْسُ بَعْدَ الغُيُومِ.
Güneş bulutların ardından göründü.
ظَهَرَتِ الشَّمْسُ بَعْدَ الغُيُومِ.
Güneş bulutların ardından göründü.
ظَهَرَتْ سَفِينَةٌ فِي الْأُفُقِ.
Ufukta bir gemi gözüktü.
baş vermek, çıkmak, meydana çıkmak, baş göstermek, boy göstermek, açığa çıkmak, filiz vermek, neşet etmek, tecelli etmek, doğmak, zuhur etmek, hasıl olmak, aşikâr olmak, tezahür etmek, tebeyyün etmek, tebarüz etmek, yansımak, peydahlanmak, görüntülenmek, peydah olmak
أَشْعُرُ بِأَلَمٍ شَدِيدٍ فِي ظَهْرِي بَعْدَ الْعَمَلِ طِوَالَ الْيَوْمِ.
Bütün gün çalıştıktan sonra sırtımda şiddetli bir ağrı hissediyorum.
كَتَبَ عُنْوَانَهُ عَلَى ظَهْرِ الْوَرَقَةِ.
Adresini kâğıdın arkasına yazdı.
art, bel, dış yüzey
عِنْدَ الظُّهْرِ تَكُونُ الشَّمْسُ فِي كَبِدِ السَّمَاءِ.
Öğle vakti güneş tam tepede olur.
öğlen