كَانَ الطِّفْلُ عَابِثاً يَلْعَبُ بِالْكُرَةِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuk parkta topla oynayan oyuncu bir çocuktu.
كَانَ الطِّفْلُ عَابِثاً يَلْعَبُ بِالْكُرَةِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuk parkta topla oynayan oyuncu bir çocuktu.
الرَّجُلُ الْعَابِثُ أَلْقَى نُكْتَةً جَعَلَتِ الْجَمِيعَ يَضْحَكُونَ.
Şakacı adam herkesi güldüren bir şaka yaptı.
لَا تَثِقْ فِي شَخْصٍ عَابِثٍ لَا يَأْخُذُ الْأُمُورَ بِجِدِّيَّةٍ.
İşleri ciddiye almayan hafifmeşrep birine güvenme.
fuzuli, haylaz