العَازِفُ المَاهِرُ يَعْزِفُ عَلَى البِيَانُو بِبَرَاعَةٍ.
Usta müzisyen piyanoyu ustalıkla çalıyor.
العَازِفُ المَاهِرُ يَعْزِفُ عَلَى البِيَانُو بِبَرَاعَةٍ.
Usta müzisyen piyanoyu ustalıkla çalıyor.
العَازِفُ المُحْتَرِفُ يَكْسِبُ رِزْقَهُ مِنَ المُوسِيقَى.
Profesyonel enstrüman çalan kişi geçimini müzikten sağlıyor.
العَازِفُ يَعْزِفُ عَلَى الكَمَانِ فِي الحَفْلِ.
Çalgıcı konserde keman çalıyor.
musikişinas, müzikçi, sazende