حَدَثَ عُطْلٌ فِي نِظَامِ الْكَمْبْيُوتَرِ مِمَّا أَدَّى إِلَى فُقْدَانِ الْبَيَانَاتِ الْمُهِمَّةِ.
Bilgisayar sisteminde bir arıza meydana geldi ve bu da önemli verilerin kaybolmasına neden oldu.
حَدَثَ عُطْلٌ فِي نِظَامِ الْكَمْبْيُوتَرِ مِمَّا أَدَّى إِلَى فُقْدَانِ الْبَيَانَاتِ الْمُهِمَّةِ.
Bilgisayar sisteminde bir arıza meydana geldi ve bu da önemli verilerin kaybolmasına neden oldu.
bozukluk, aksaklık
عَطَّلَ الْحَادِثُ حَرَكَةَ الْمُرُورِ لِسَاعَتَيْنِ.
Kaza, trafiği iki saat boyunca aksattı.
عَطَّلَ الطِّفْلُ الْحَاسُوبَ بَعْدَ أَنْ سَكَبَ عَلَيْهِ الْمَاءَ.
Çocuk üzerine su dökerek bilgisayarı bozdu.
عَطَّلَتِ الْمَحْكَمَةُ تَنْفِيذَ الْقَرَارِ حَتَّى نِهَايَةِ الشَّهْرِ.
Mahkeme, kararın uygulanmasını ay sonuna kadar durdurdu.
etkisiz hâle getirmek, devre dışı bırakmak, sabote etmek, baltalamak, yürürlükten kaldırmak, bekletmek, duraksatmak